neyzen_tevfikGeçen hafta sonu Emre Ertegün‘ün düzenlediği Şenlikli Ekonomi atölyesinin ilk bölümüne katıldım. Çok keyifli bir deneyimdi benim için, bir sürü de yeni şeyler öğrendim, bunlardan biri de armağan ekonomisiydi. Fazla detaylara giremedik benim bulunduğum süre içinde ama şimdi Google’da biraz baktım ne olduğuna. Daha önce hiç duymamıştım. Armağan çemberi nedir onu da bilmiyordum. Bu yazıyı okuduktan sonra biraz aydınlandım. Ama armağan ekonomisini ‘gift economy’ diye tercüme edip arayınca çok ilginç bir Wikipedia yazısı çıktı. Onu okuyunca şimdi kafam daha çok karıştı 🙂

Fakat asıl yazmak istediğim başka bir şey. Bugünlerde tesadüfen Neyzen Tevfik’in hayatını okuyordum. Bana öyle geldi ki, Neyzen Tevfik hayatını armağan ekonomisine göre yaşamış. Hiç bir yerde para için devamlı olarak çalışmamış. Rakı paralarını hep başkaları ödemiş; epey bir dolaşmış dünyayı, bilet paralarını başkaları ödemiş; ya arkadaşlarının evinde ya da sokak aralarında yaşamış. Hayatı boyunca bayağı bir armağan almış ama aynı zamanda armağan da dağıtmış. Bir gün bir arkadaşı buna 4 altın vermiş, o da gitmiş arkadaşları olan hırsızlara, yankesicilere ve esrarkeşlere dağıtmış bu altınları. Bir gün meyhaneye parasız bir rus subay girmiş (Rus devriminden Türkiye’ye kaçan Ruslardan) elinde keman bir kaç parça çalmış sonra da şapkasını açıp para istemiş, kimse vermemiş. Bunu gören Neyzen Tevfik neyini çıkartmış bir kaç taksim geçmiş ve tabii bütün meyhane mest olmuş ve Neyzen’in dolaştırdığı şapkayı doldurmuşlar. Neyzen de şapkanın içindekileri olduğu gibi Rus subayına vermiş. İşte hiç bir karşılık beklemeden verilen bir şey. Daha bir çok böyle karşılıksız verme alma hikayeleri var kitapta.

* * *

Armağan ekonomisinin yeni bir şey olduğunu düşünmüyorum ve Amerika’da paketlenip buraya gelen her fikir gibi de üstelik bende şüphe uyandırıyor. Yerli tohum kullanalım; yerli fikir üretelim 🙂 Amerikalı bir Charles Eisenstein’ın peşinden gideceğimize, Bhagavad Gita gibi temel bir belgeyi okusak daha iyi değil mi? O da yerli olmayabilir ama zamanın derinliklerinden gelen bir bilgelik hazinesi. Gandhi hayatını Bhagavad Gita prensiplerine göre yaşamış ve hayatı boyunca karşılık beklemeden hep vermiş. Karşılık beklemeden vermek bizim kültürümüzde de var. Bunu bize Amerikalı bir yazarın mı söylemesi gerekiyor!!

* * *

Aslında eskiden biz bu armağan ekonomisine ‘arkadaşlık’ diyorduk galiba. Yeni nesil arkadaşlık kavramını Holivud filmlerinden öğrendiği için eski usul arkadaşlık kaybolup gitmiş, ondan şimdiki nesle arkadaşlığı bu şekilde Amerikan usülu new age çemberi ile paketleyip sunmak gerekiyor.

* * *

Bütün bunlar Emre Ertegün’ün çabalarına bir eleştiri değil, tam aksine, bundan sonraki atölyelere katılmayı merakla bekliyorum. Sadece yeni duyduğum bir kavram üstüne aklıma gelen ilk şeyleri paylaşmış oldum sizinle. Emre’ye de tekrar teşekkürler bu güzel şeyler için bu kadar zaman harçadığı ve bizleri de işin içine kattığı için.

* * *

Not: Bu yazıyı yazdıktan sonra Armağan Çemberi’ni Alpha Lo diye birinin icat ettiğini okudum, Charles Eisenstein’ın değil. Armağan Çemberini asıl kaynağından okumak bence daha iyi. Şu anda Armağan Çemberi ile Armağan Ekonomisinin ilişkisini de tam anlamış değilim. Çember birbirine yabancılaşan şehir insanın birbirleri ile arkadaşlık yapmasını kolaylaştırmak için icat edilmiş ve gerçekten de iyi işleyen bir şey, ama bunu ekonomi olarak genellemek doğru mu acaba?

Reklamlar